Sanki?

Sanki?

Deli Kızın Türküsü

Bazen dibe vurmak gerekir; ayağa kalkabilmek için, dik durabilmek için, yeniden başlamak için…

Çok şey koptu içimden ve ben çok kişiyi uğurladığım yüreğimdeki küçücük limandan çok uzaklara… Dönmeyeceklerini, bir daha gelip yüzüme küçücük tebessümler kondurmayacaklarını bile bile “Güle güle” gözleriyle veda ettim, gülmelerini istedim… Ne olursa olsun, her ne yaşanmış olursa olsun mutlu olmalarını istedim… Mutlu olup olmamamın hiç umurlarında olmadığını bildiklerim de oldu, sanırım aksine benim en çok değer verdiklerim de onlardı… Belki de en çok onlardan birisi yaktı canımı.

Canımın yanmasına alışık olduğum ve her seferde bir öncekinden daha güçlü ayağa kalkmayı başardığım için mi kimse beni kırarken ya da yaralarken durup hiç düşünmedi? Güçlü olmak insanın elinden kırılgan olma hakkını alıyor mu sahi? Oysa çok kırıldım ben… İçimden, susarak! Ve çok konuştum içimden… Yüreğimden yüreğiyle konuştuğum oldu… Hep sessizdi karşı taraf, kırdığını bildiği içindi belki de kim bilir…

Küçücük bir odada tüm geçmişimle defalarca yüzleştim; yanlışlarım ve yalnızlıklarım… Onca şeyden bana kalanlar sadece bunlar olmamalıydı çünkü benim de kırgın olsa da geleceğe umutla bakan gözlerim, küçük de olsa renkli hayallerim vardı ve bunları kırmaya, tüketmeye kimsenin hakkı yoktu, çok sevsem bile yoktu… Bir hayattan bana küçük bir kutu içinde güzel bir miras kalacağına inanmıştım ben hep; kapağını her açtığımda tebessüm edip o güzel anlara yeniden dönüp sadece o anların varlığıyla bile mutlu olacağımı düşünmüştüm oysa bana sadece karanlık kaldı ve suskunluklarım…

Geçmişin geçmesi için sahi ne kadar zaman gerekiyor? Unutmak için, yenilenmek için, her şeye sıfırdan başlayabilmek için ne kadar zaman geçmesi gerekiyor? Senelerdir üzerinde tek bir çiçek bile açmayan çorak bir araziye benziyor içim… Hissedememenin acısını taşıyorum sadece sol yanımda. Arada sırada özlem yokluyor biraz da…

Beni öldürmeyen o tüm acıların güçlendirmesini istemiyorum artık… Gereğinden fazla güçlü olduğum için yaşamadım mı zaten hepsini? İstemiyorum… Ağlayabilme hakkım olsun istiyorum, “kırıldım” diyebilmeyi istiyorum ve en çok da “sana ihtiyacım var, gel” demeyi… Belki sırf o cümleyi kuramadığım için bu kadar yalnız kaldım ama her seferinde de sustum… İhtiyacım olduğu her anda “Ben hallederim” dedim, halledebileceğime duyulan güvenin sonsuzluğundan olsa gerek kimse aksini düşünmedi…

Kendi yürek yorgunluğumun altında ezildim hep… Bana en büyük yük bendim, bir de hiçbir zaman geçmek bilmeyen inadım… “İnatçısın” diyenlere içten içe hep hak verirken dışımdan “Değilim!” diyebilecek kadar da titredim kendi üstüme, toz kondurmadım…

Yıllar sonra dönüp baktığımda elimde bir avuç hayal kırıklığı, birkaç yarım hikaye ve koca bir de yalnızlık kaldığını görünce bıraktım kendimi o dünyanın en yüksek uçurumundan aşağı, benliğimden…

İnsan en uzun süre kendi benliğinden aşağı düşüyor… Düşüyor… Durmadan düşüyor… Düşecekleri bitmiyor… Dibe vurduğunda beton etkisinden daha sert bir acıyla sarsılıyor bedeni üstelik. Yaralarını sarmıyor, saramıyor.. Ne için atladığını hatırlayıp öylece bekliyor, her şeyin geçmesini… Dibine kadar yaşamalı çünkü; acıyı, ağrıyı, yalnızlığı… Dibine kadar yaşamalı ki ayağa kalktığında her şeye yeniden başlayabilmeli…

Geldiği noktaya geri dönmek için ne çok çaba harcıyor insan ve sonra da yeni bir yere varmak için…

Düştüm… Dibine kadar acıyı ve yalnızlığı yaşıyorum uzun zamandır, yeni bir hayata hazır mıyım bilmiyorum… Bir gün kalemimin ucundan umudu aşılayacak birkaç kelime çıkar mı, bu yağmur diner mi, gecelerim sabaha kavuşur mu bilmiyorum… Dibine kadar yaşıyorum!

Ayağa kalktığımda koşarak ve umutla yeni bir hayata başlayabilmek için elimde, üstümde başımda kalan tüm acıları dibine kadar yaşıyorum! Mutluluğu bulduğumda onu koruyabilmek ve kıymetini bilebilmek için şimdi çektiğim tüm acıları sindire sindire yaşıyorum…

Bir gün olacak biliyorum…

Bir gün bitecek hayat ve başlayacak yenisi!

****

Ezgi

A message from Anonymous
5.yıl dönümümüz de erkek arkadaşıma ne vermeliyim

5 seneni vermişsin daha ne vereceksin? Kap güzel bir şarap (şahsen ben meyveli seviyorum) güzelce için :)

Acılara Tutunmak

Hayatta kalmanın yolunu arıyorum… Hayatta kalmak için sebepler arıyorum… Gülecek, kahkahalar savuracak, saatlerce konuşacak halim yok artık; eskidendi onlar…

Çok eskidendi her şeyin temiz ve güzel sayıldığı zamanlar. Şimdi her şey karanlık, sessiz ve alabildiğine çirkin… Biz büyüdüğümüz için mi kirlendi dünya yoksa hep kirliydi de biz büyüyünce mi fark ettik bilemiyorum, bildiğim tek şey hayatta kalmak için sebeplere ihtiyacı olduğu insanın.

Mutluluklara sığamadım, mutluluklara sığınamadım…

Mutlu olduğum, hatta çok mutlu olduğum anlar oldu, korktum… Mutluluğun muhafaza edilemeyeceğini bilecek kadar erken büyüyenlerdendim belki sırf bu yüzdendi korkularım ama her ne sebepten olursa olsun mutlu olduğum birkaç an, birkaç dakika ,her ne kadar zaman varsa işte, hepsini olduğu gibi bozmayı hep çok iyi başardım. Başarabildiği bir şey için hep taktir edilirdi insanlar, ben hep suçlandım… “Mutlu olmayı bilmiyorsun.” diyenler oldu, haklıydılar belki… Oysa ben sadece mutluluğun büyüsüne kapılıp sonradan büyük yıkımlarla karşılaşmamak için bu kadar acele ediyordum, o büyüye kapılmayacak kadar büyümüştüm çünkü.

Gerçekten büyümeyi başardığın zaman hayata daha farklı bir pencereden bakmaya başlıyorsun. ‘Dost’ kelimesinin sahteliğiyle tanışıyorsun önce, senelerce senin yanında durup her şeyini onaylayan hatta seninle ağlayan o insanların birer siluetten ibaret olduğunu ve aslında sana iyilik değil kötülüklerin en büyüğünü yaptığını fark ediyorsun. Belki düştüğün günlerde sırf sen üzülme diye seni avutacak ve senin duymak istediğin şeyleri söylemek yerine düşmene izin verseydi daha az acı çekeceğini düşüneceksin. Dostum dediklerinin seni ne kadar fazla yanılttığını göreceksin önce… Sonra duygularını tartmaya başlıyorsun; acılarının seni nasıl güçlendirdiğini, mutluluk ve sahte mutluluklarınınsa seni nasıl oyaladığını görüyorsun… Belki o acıları kestirip atmak yerine o gün dibine kadar yaşasaydın şimdi bu kadar derinden vuramayacaklardı seni… Yaşayamadığın her duygu için pişman olacaksın… Pişmanlıkların vuracak en çok seni, anıların değil… Anıların buruk da olsa bir tebessüm oluşturacak yüzünde ama pişmanlıkların bir gün mutlaka öldürecek…

Hep acılarıma sarıldım ben…

İnsanların ne dediğini umursamadan acılarıma sarıldım çünkü sadece o anlarda yaşadığımı gerçekten hissedebiliyordum… Hissedebildiğim tek gerçek duyguydu belki de bu… Belki sırf bu yüzden içimdeki son acı damlasına kadar tükettim, belki de sırf bu yüzden mutlulukları elimin tersiyle iterken acılarıma böylesine sarıldım…

Bir hayat yaşadım… Yanlış ya da doğruydu bilemiyorum ama şimdi dönüp geriye baktığımda gönül rahatlığıyla şunu söyleyebiliyorum; “Ben bir hayatı dibine kadar yaşadım!”

Önemli olan da buydu sanırım…

Ezgi

Ne kadar güzel anlatmışsın kendini Melihçim.

Ne kadar güzel anlatmışsın kendini Melihçim.

"Bir gece geçer ve “kız” artık “kadın” oluverir , kocası ölür “dul” kalıverir , Bir KADIN hep birşeyler oluverir , hep ismi değişiverir , ve hep apar topar oluverir , büyür kapatılıverir , cinsel obje oluverir , her küfürde eziliverir , bir erkeğe kurban ediliverir , zaman verilmez zamanı çalınıverir , okursa fahişe ilan ediliverir , tecavüze uğrar susturuluverir, cennette bile vaad ediliverir , alıp satılıverir , genel evlere hapsediliverir , sahi bir kadın ne zaman “Birey” oluverir"
"

Gülen Cemaati oy vermedi,
Gezi direnişçileri oy vermedi,
Ergenekoncular oy vermedi,
FB, GS, BJK camiası oy vermedi,
Sosyal medya kullanıcıları oy vermedi,
17 Aralık yolsuzluğuna kızanlar oy vermedi,
Ağlayan analara destek veren kadınlar oy vermedi…………

KİM VERDİ LAN BU OYLARI…!!!

"
Barış Atay

Halk TV altyazı: “İlk sonuçları unutun, İzmir yine ‘GAVURLUĞA’ başladı”

Hobi olarak güvendiğim / güvenmeye çalıştığım insanlardan kazık yiyorum, sonra insanlara güvenmemem gerektiğini hatırlıyorum.

İçimde Ölen Biri Var

İnsanlardan uzaklaştıkça daha iyi anlıyorum insanları…

Bir şeye ne kadar yakından bakarsan o kadar fazla körleşiyorsun; detaylar, kusurlar ve pürüzler zamanla silikleşmeye flu bir hal almaya başlıyor gözlerinde, oysa uzaktan baktığında sadece o şeyi değil etrafındakileri ve üzerindeki tüm kusurları da görebiliyorsun. Bütünden ayrılıp parçaya odaklandıkça yanılma payı daha da artıyor.

İnsanlar da öyle… Hayatına yakın tuttuğu her insanı zamanla kusursuzlaştırıyor insan kendi gözünde, hayatında yakında tutabilmek için. Oysa bir anlığına dahi uzaklaştığında hatalarını, yanlışlarını, yalanlarını ve yabancılığını görüyor tüm çıplaklığıyla…

Yanlış insanlar var hayatımda, yanlışlarla dolu insanlar… Elemekle seçilmeyecek kadar çok, kovsam gitmeyecek kadar yüzsüz ve de hatalarını yüzüne vurduğumda “Hayır” diyebilecek kadar kendinibilmez. İnsan olmanın asli koşulu olabilir mi kati suretle birine kazık atmak? Birinin sırtından geçinmek, üzerine basa basa ilerlemek ve de sırf bir kademe daha yükselebilmek adına sırtında tepinmek; bunlar sahiden insan olabilmenin koşulları mı? Hani iyi olan da, umut olan da, gerçek olan da bizdik? Böyle mi? Bu şekilde mi yaşanıyor 21. yüzyılda insan ilişkileri?

İnsanlar korkutuyor artık beni… Yılandan, çakaldan, kurttan, tilkiden hatta o en karanlık kabuslardan bile fazla korkuytuyor insanlar beni… Zehirleri dillerinde, zehirleri ellerinde, zehirleri ruhlarında çünkü! İnsanın salgıladığı o zehir öldürmüyor insanı, daha da kötüsü yaşatmıyor da… Uzaklaştırıyor her şeyden, herkesten… Lanetler yağdırtıyor her solukta.

Kaç tane yara izim var sırtımda? Kaçı “dost” dediklerimden yadigar? Kaç sırtta yara açtım ben? Kaç insanın güvendiği başı karlı dağ oldum? Bilmiyorum… Kırdığım kadar mı kırıldım yoksa kırıldığım kadar mı kırıcı olmaya başladım? Seçmek imkansız…

Karşılaştırmak isterim bazen yaralarımı… Kimden daha fazla kan aktı, kimin kaleleri daha çok hasar aldı, kimin ruhu artık tamir edilemeyecek yaralarla dolu? Dürüst davranabilir misiniz bana? “Arkandan iş çevirecek kadar haysiyetsizim, bu kadar alçağım.” diyebilir misiniz? İçime dokunur mu artık söyledikleriniz?

Sanmıyorum… İçimdeki insan sevgisi bir daha canlanmamak üzere öldü… İnsanlara olan güvenim, inancım birçok hiç uğruna binlerce defa hasar aldı ve sonunda tükendi…

Güvenmiyorum!

İnanmıyorum!

Uzak duruyorum sadece…

Ezgi.

A message from Anonymous
erkek arkadaşıma şiir kitabı hediye etmek istiyorum. sence hangi kitap olmalı?

Turgut Uyar - Göğe Bakma Durağı

Hasan Hüseyin - Acılara Tutunmak

Nazım Hikmet - Vakit Varken Gülüm ya da Ne güzel şey hatırlamak seni

Özdemir Asaf- Sen Bana bakma ben senin baktığın yönde olurum.

Cemal Süreya-Sevda sözleri. (bunlar olabilir)

"Şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. Şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. Yenmiş yemekleri yeniden yiyorum. Sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. Şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum. Şimdi açlığımda yeniden acıkıyorum. Şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum. Şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umursamazlıkla dolaşıyorum. Tartışmaları biliyorum. Duyguları. Korkuları. Sözcükleri. Her dili anlıyorum. Anlıyor ama konuşamıyorum."
Tezer Özlü
Yapılan capslere gülerken öldü dersiniz 😃

Yapılan capslere gülerken öldü dersiniz 😃

"Sen öyle bela deli sev ki beni bütün yasakları yasakla" temalı haber. Hala mı destek? Tebrikler.

"Sen öyle bela deli sev ki beni bütün yasakları yasakla" temalı haber. Hala mı destek? Tebrikler.

"Seni etime kazıyacak kadar sevdiğim için, bir an dahi pişmanlık duymadım."
Sylvia Plath